Ürdün | izinthengit

Ürdün…

Modern ve eskinin eşsiz harmonisine sahip, son derece arap ama olabildiğince batıya dönük, çöl ve suyu aynı cümlede kullanabileceğiniz, uzak ama bir o kadar da yakın bir yer.

Petra rengi diye bir şey duydunuz mu? ben uydurdum 🙂 O kızıl ve kırmızı arası, kahverengi olmayan ama turuncuya çalan, sizi kendisine çeken, davetkar renk. Son dönemde bu renge aşırı maruz kaldığımızdan ve sürekli karşımıza çıkan o büyüleyici fotoğraflarından mıdır bilmiyorum ama artık Ürdün yolu gözükmüştü. Daha fazla dayanamayıp planları yapmaya koyulduk.

Ürdün ile ilgili planları yapma esnasında da, ekibimizin minik üyesi olan Mete için çok uygun olmayan şartlar olduğunu tespit edip, Mete’yi anneannesine bırakma kararı ile bir anda planlamalara çok daha kolaylaşmış olarak devam ettik 🙂 Uygun olmayan şartlar derken hemen akıllara kötü şeyler gelmesin, sadece yapmayı planladığımız aktiviteler (çölde konaklama, çöl safarisi, uzun yürüyüşler) ve bulunacağımız tarih (Ağustos) itibariyle uygun değildi hepsi bu, yoksa Ürdün’e de elbette çocuğunuzla gidip çok güzel bir tatil yapabilirsiniz.

Mete’den hafiflemiş bir şekilde planlamaları tamamlayarak, dönülen Avrupa tatilinin hemen ertesi günü Ürdün için yola koyulduk. Ürdün bizi hem vizesinin olmaması hem de Pegasus Havayolları ile Ankara’dan direkt uçuşla ulaşabileceğimiz ülke olmasından dolayı daha gitmeden mutlu etmeye başladı. Vize olmaması sadece uğraşılan evrak yoğunluğundan kurtulmak olarak algılanmasın, vize için ödenen kişi başı 40JOD yani yaklaşık 200TL’den de muaf olmanız demek bilginize.

Mete dünyaya geldiğinden bu yana onunla gezmemizden dolayı büyüyen valizlerimizin yerini alan küçük valizimizi teslim edip, bulunduğu coğrafi konumunun yarattığı önyargılardan dolayı birçok seyahat severin listesinde olmayan ancak aslında dünyada kesinlikle görülmesi gereken yerlerinden birisi olan Ürdün ile tanışma fırsatı için uçağa doğru ilerliyoruz.

Ankara’dan yaklaşık 1 buçuk saatlik uçuş sonrası Ürdün’ün başkenti Amman’da bulunan havalimanına iniyoruz. İnişle beraber de ister istemez sahip olduğumuz ön yargılardan yavaş yavaş arınmaya başlıyoruz. Havalimanı oldukça yeni, düzenli ve temiz. Vizesiz olmasından dolayı pasaport kontrolü bankolarında Ürdün halkının girdiği sıraya girerek ülkeye giriş yapıyoruz. Bizim gibi önce diğer ülke vatandaşları sırasına girip sonuna kadar bekleyip sonrasında görevlinin bizi Ürdün halkı sırasına göndermesiyle sonuçlanmaması için siz önceden doğru sıraya girin 🙂

Havalimanından çıkmadan seyahatimiz esnasında kullanacağımız sim kartlarımızı almak için, Ürdün’de en iyi çekim gücüne sahip olduğunu planlamalar esnasında okuduğum firma olan “ZAIN” bankosuna ilerliyoruz. 5gb internet paketine sahip olan bu hazır sim kartı 12JOD yaklaşık 60TL ye alıyoruz. Sim kartınızı burada görevlinin telefonunuza takarak aktif hale getirmenizi öneririm.

Yeri gelmişken Ürdün’ün para birimi olan, Ürdün Dinarından (JOD Jordanian Dinar) bahsedelim. Eski bir İngiliz mandası olmasından dolayı para birimini sürekli İngiliz Sterlini ile denk tutan Ürdün’ün parası gerçekten değerli (1JOD=5,5TL Ağustos 2017). Buradan Ürdün pahalı bir ülke mi sorusu gelebilir akıllara, evet Ürdün pahalı bir ülke, hatta bir Avrupa ülkesi ayarında bir pahalılığa sahip. Peki, bu kadar pahalı olmasına rağmen halkı lüks içerisinde mi, hayır, bize yani turiste pahalı. Çözmüşler işi 🙂

Sim kartımızı ve 1 adet ufak valizimizi 🙂 alarak önceden rezervasyonunu yaptırdığım araç kiralama şirketi görevlisi ile buluşmak için çıkışa doğru devam ediyoruz. Hayatımda ilk defa elinde adımın yazdığı kağıtla beni bekleyen birini görünce heyecanlanıp hemen yanına doğru ilerliyoruz. Gerçekten heyecan verici bir şeymiş bu elinde yazı olayı 🙂

Ürdün’ün turizmden bu kadar ekmek yemesine rağmen ulaşımın da bir o kadar sorun olduğunu tespit ettiğimizden, en mantıklı ve konforlu yol olan araç kiralama seçeneğini şiddetle size de öneriyorum. Kiralama bedelleri ortalama fiyatlarda, dizel araç neredeyse yok ve benzin de ülkemizden daha ucuz. Yerel firmaların yanında, uluslararası araç kiralama firmalarını da bulmak mümkün. Yalnız tavsiyem, ülkeye gelen turistlerin yarısından fazlası bizler gibi düşünüp araç kiraladıkları için, önceden mutlaka rezervasyon yaptırmanız. Yoksa gidince orada kiralarım derseniz ya araç bulamayabilir ya da çok eski bir araç ile konforsuz bir gezi gerçekleştirebilirsiniz. Araç kiralamayı düşünmeyip taksi ile gezmeyi planlıyorsanız, sıkı bir pazarlık yapmadan araca binmeyin derim.

Araç kiralarken de ilk önerim elbette ucuz olması ama Ürdün’de durumlar biraz farklı. Yolların çok kaliteli olmaması ve trafiğin, sürücüler tarafından koyulan kurallara göre akmasından dolayı gerekirse üç kuruş daha fazla vererek daha konforlu ve daha emniyetli bir araç kiralamanız. Biz bunu en ucuzu olan Hyundai İ10 araç kiralayarak kötü bir tecrübe ettik, siz etmeyin 🙂 Ayrıca havalimanındaki firmaların daha pahalı olduklarını belirtmekte fayda var.

Elinde adımızın yazdığı kâğıtlı abiden aracımızı alarak Ürdün serüvenimize resmen başlamış bulunuyoruz. İlk durağımız olan güneydeki Wadi Rum’a doğru yola çıkıyoruz. Biz planımızı, güneyden başlayıp, kuzeye devam edecek şekilde oluşturduk. Bu sayede dönüş günümüzde kat edilecek çok yol mesafesi bırakmamış ve çöllerden daha konforlu otellere doğru bir rahatlayış şeklinde yapacağız.

1 buçuk saat olsa dahi uçuş yorgunu Özlem’in, Mete’nin yokluğunu fırsat bilerek hemen arka koltuğa kendisini atarak uyku pozisyonu almasıyla yola çıkıyoruz. Yolumuz uzun, 291 km ve yaklaşık 3 buçuk saat. Ürdün’de ülkeyi kuzeyden güneye kat eden iki adet ana yol var 15 ve 35 yolları. Biz 15 yolundan devam ediyoruz. Yol boyunca hiç trafik ışığı olmaması ama bunun aksine sürekli kasisler olması baya bir değişik geliyor bize. Bunun yanı sıra farklı gelen bir durum da neredeyse her 30-40 km de bir polis kontrol noktasının olması. Rahatsız edici bir durumdan ziyade kendinizi daha güvende hissetmeniz açısından güzel bir uygulama. Durdurduklarında da pasaport+ehliyet ve aracınızın ruhsatına bakıyorlar. Bu arada aracınızın ruhsatı bizimkilerden farklı olarak, kredi kartı şeklinde ve boyutunda bir kart bilginiz olsun.

Bu polis noktalarının asıl amacını ise sonradan öğreniyoruz, malum problemli bir coğrafyada bulunmasından dolayı son dönemde ülkesine gelen aşırı sayıdaki göçmenleri kontrol altında tutmak ve yasa dışı olarak girenleri tespit etmek.

Nihayet hava kararmak üzereyken, Türkçesi “Ay vadisi” olan ve UNESCO Dünya Mirasları Listesinde bulunan “ source site Wadi Rum” tabelasını görebiliyoruz. Ana yoldan http://colw.net/2013/12/12/hello-world/contactus@colw.net Wadi Rum için döndükten sonra yaklaşık 25km daha giderek http://jessicaconoley.com/?post_type=project Wadi Rum Milli Parkı girişine ulaşıyor, giriş ücreti olan 5 dinarımızı ödüyor ve 10dk daha giderek son yerleşim yeri olan Wadi Rum Köyü’ne ulaşıyoruz. Burada sistem şu şekilde işliyor. Önceden rezervesini yaptırdığınız bedevi kampına/otele, Wadi Rum Köyü’nde ne zaman olacağınızı söylüyorsunuz onlar da sizi o saatte 4×4 araçlarla köyde karşılıyorlar. Çünkü bu noktadan ileri araçla devam etmek yasak.

Aracımızı köyde oluşturulan otoparka park ederek konaklayacağımız Wadi Rum Night Luxury Camp görevlisi ile buluşuyoruz. Havanın kararmasıyla bu büyüleyici yeri görememiş olsak da, ertesi gün karşımıza nasıl bir yer çıkacağını yaşattığı hissiyattan anlamlandırabiliyoruz. Tercih ettiğimiz kamp nispeten civardakilere oranla biraz pahalı. Tercih etme sebebimiz ise ilk kez çölde konaklayacağımız için diğerlerine göre daha kalınası gelmesi ve bünyesinde barındırdığı farklı konaklama seçenekleri. Yaklaşık 45dk çöl karanlığında ilerleyerek otelimize ulaşıyoruz. Giriş işlemleri ardından ertesi günün planını yapmaya geliyor sıra. Wadi Rum’un olayı “safari”. Buraya gelip, ben tüm günlük safariye, iki kişi, öğle yemeği dâhil 90JOD yaklaşık 500TL vermem diyorsanız, Wadi Rum’a hiç gitmeyin. Ertesi günün planını yaparak kalacağımız çadıra doğru ilerliyoruz.

Otel bünyesinde iki tip çadır mevcut. Birincisi bizim de daha ucuz olmasından dolayı tercih ettiğimiz kara kıldan yapılan bedevi çadırları, diğeri ise tavanı şeffaf olan balon çadırlar. Çadır deyip geçmeyin, çöl ortasında bu denli temiz, geniş ve konforlu mekânı görmesem inanmazdım. Üzeri şeffaf olan balon çadırların olayı, gece yattığınız yerden yıldızları görmek, evet kulağa hoş geliyor ama şeffaf olan yerlerin gün boyu esintiyle gelen çöl kumlarından şeffaflıkları azaldığından net görüntü için onlarda kalan insanlar da bizim gibi çadırları önündeki armutlara oturarak yıldızları seyretmesi bizi mutlu etmedi değil 🙂

Gece zifir karanlıkta siyah tuval üzerine serpilmiş pırlanta gibi parlayan yıldızları görmeden uyumamanızı tavsiye ederim. Ayrıca malum çöl havası, gündüzü ne kadar sıcaksa gecesi de sıcaklığın ani düşüşü nedeniyle serin sayılabilir seviyede. Bu yüzden yanınıza, “Ağustos ayında çöle gidiyorum, bana bir şey olmaz!” demeyin ve uzun kollu bir kıyafeti eksik etmeyin.

Kahvaltımızın ardından, planlanan saatte bedevi şoförümüz ile buluşuyoruz. Tur öncesi kıyafet konusunu da netleştirelim, safari süresince aşırı miktarda toza maruz kalacağınızdan en azından bir şal, örtü; ayağınızdaki ayakkabı hapı yutacağından, tercihen vazgeçebileceğiniz eski ama rahat bir ayakkabı, terlik; oranız buranız güneş altında çok zaman geçireceğinden, çok kısa olmayan kıyafet, şort vb. almanız doğru olacaktır.

Bedevi şoförümüz ile ilk olarak Wadi Rum Köyü’ne giderek öğle yemeği için erzaklarımızı ve içme sularımızı alıyoruz. Ardından dün gece kat ettiğimiz ama hiçbir şeyini göremediğimiz bu büyüleyici yeri gün ışığıyla keşfediyoruz.

Wadi Rum başlı başına harikulade bir yer. Kendine has, yazımın başında belirttiğim Petra rengine bürünmüş, uçsuz bucaksız kumlar ve çevresinde ısırılmış çikolatada kalan diş izi misali konulmuş kayalardan oluşan tepeler sizi bu dünyadan alıp bir anda Mars’ta olma hissi yaratıyor.

Safari turu süresince sırasıyla kızıl kum tepelerine, çöl ortasındaki tek su çıkan kaynağa, kanyonlara, kaya köprülere, tarihi kalıntılara, kayalara çizilen yazıtların olduğu yerlere, Marslı-Lawrance of Arabia vb. filmlerin çekildiği yerlere, tırmanarak çıkılabilen manzarayı yukarıdan izleyebileceğiniz yerlere, deve çiftliğine, mantar ve inek şeklindeki kayalara ve daha birçok yeri ziyaret ediyoruz.

Biz tüm günlük turu tercih ettiğimizden dolayı, öğle saatlerinde uygun bir kaya gölgesinde, bedevi rehberimizin bize hazırladığı yemeği yiyor ve biraz dinlenerek tura devam ediyoruz. Tur süresini seçmek tamamen size kalmış. Fiyatları da ona göre değişmekte. Tüm günlük turu seçme nedenimiz hem Wadi Rum’daki her görülesi yeri görmek hem de muhteşem gün batımını izlemek. Tüm günlük olmasa da gün batımını kapsayacak şekilde bir tur planlamanızı şiddetle öneriyorum.

Wadi Rum gerçekten büyüleyici bir yer, ertesi sabah ayrılış esnasında bunu bir kez daha anlıyor ve ayaklarımız geri geri gitse de yavaş yavaş uzaklaşıyoruz. Sırada Petra var 🙂

Çıkarılan ders; Wadi Rum’un olayı safari. Kalınan yer elbette önemli ama çok paralar verilmesine de gerek olmadığını söyleyebilirim. Çok uygun bir yerde kalıp, safariye daha uzun zaman ve dolayısıyla daha fazla para vermek daha mantıklı 😉

Dönüş esnasında Wadi Rum ile ana yol arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun yaptırdığı Hicaz Demiryolu’nda kalan ve üzerinde Türk bayrağının dalgalandığı treni ziyaret etmenizi öneririm. Hemen yolun yanında ve kolay ulaşılabilir.

Öğle sularında Petra şehrine ulaşıyoruz. Burada konaklayacağımız otel, Petra Moon Hotel. Konaklama sebebimiz ise Petra Antik Şehri girişine olan 300 metrelik mesafesi ve fiyatının uygunluğu. Aslında Petra Antik Şehri girişine en yakın ve sanırım Petra’daki en güzel otel Petra Mövenpick ama aradaki fiyat uçurumu dolayısıyla 200 metre daha fazla yürümeyi göze alıyoruz 🙂

Sıra geldi O’nu görmeye! Bazı yerler vardır, kendisini defalarca görmenin bir önemi olmayan, gördükçe bıkmayıp ve daha fazlasını aradığınız, göz göze gelince duygularınızın fazlasını hissettiren bir heyecan yaşadığınız. İşte Petra Antik Şehri de ben ve Özlem için o şekilde bir yer. Bu duygu ve düşüncelerle giriyoruz bilet kuyruğuna.

Biletler kişi başı tek günlük 50, iki günlük 55JOD yani yaklaşık kişi başı 250-300TL arası. Bu şimdiye kadar bir bilete verdiğimiz en yüksek meblağ olsa da Petra’nın canı sağ olsun diyerek veriyoruz. Şunu da ekleyelim bu fiyat eğer Petra şehrinde bir gece konaklayacaksanız olan fiyat, yoksa günübirlik 90JOD olarak bileti alırsınız. Ama booking vb sitelerden alınabilecek bir rezervasyon çıktısı ile bunun üstesinden gelebileceğinizden eminim, anladınız siz 🙂 Bu arada eğer Ürdün’e THY ile uçtuysanız biletinizi göstererek %15 indirim kazanabilirsiniz.

Biletimizi aldık, olmazsa olmaz en az 2 adet 1buçuk litrelik sularımızı da alarak devam ediyoruz. Bilet gişesinden geçtikten sonra vadiye ulaşana dek yaklaşık 600 metrelik çakıl ve tozlu bir yol sizi bekliyor. Bu yol süresince de sürekli yanınıza gelip at, katır ve eşek gibi hayvanlara binmeniz için ısrar eden, hatta bunların giriş biletine dâhil olduğunu söyleyen, oysa ki öyle bir şeyin olmadığı ve bindiğiniz takdirde yüksek miktarlı bahşiş isteyen bedeviler tarafından yoklama çekilmeniz olası. Biz binmedik, sizin de binmenizi önermiyorum, çünkü yürüyerek kat ettiğiniz her adımda apayrı bir güzellik görebileceğiniz bir yerdesiniz.

Bu tozlu, çakıl yol sonunda Siq adı verilen, yaklaşık 200metre boyunca uzanan kayalıklar arasından saklı gezegene olan yolculuğa başlıyoruz. Yıllar öncesinde Nebatiler tarafından kurulan bu saklı kent, kendisine götüren kıvrımlı koridor ile daha varmadan kalp atışını hızlandırıyor. Bu koridorun sonuna bir an evvel ulaşmak hırsında olmayıp, sağlı sollu görebileceğiniz detay(su hattı, kaya içerisinden çıkan incir ağaçları, anıt mezarlar, kayaların Petra rengi tonları, yazıtlar, merdivenler, yarısı kalmış deve ve insan figürleri, zemindeki taşlar) güzellikleri kaçırmamanızı öneririm. Eğer, bu güzellikleri ve Petra Antik Şehri’ni uzman kişilerden dinleyip daha fazla bilgi edinmek isterseniz bilet gişesinde, İngilizcesi çok iyi seviyede olan yerel rehber arkadaşlar tam sizlik. Fiyat olarak 50JOD talep ediyorlar benden söylemesi (yok biz almadık, öncesinde dersimize iyi çalıştık).

Koridorun sonunda sesler yükselmeye başladıysa ve heyecandan çığlık atan insanlar duyuyorsanız bilin ki, Al Khazneh (The Treasury) yani Hazine’ye varmışınızdır. İşte Petra rengi bu! Yıllar öncesinde, insan emeği ile, yaklaşık 40 metre yükseklikte, 25 metre genişlikte, kayaların ince ince oyularak yapılan sanat eseri, bir mühendislik harikası! Özlem de ben de bir süre, dünyanın yedi harikasından biri olan bu yapıt karşısında kala kalıyoruz.

Mutluluğumuzun süresini uzatmak için hemen önünde bulunan bankların birine oturup hem dinleniyor hem de öylece Hazine’ye bakıp anın tadını çıkarıyoruz. Neden yapıldığı konusunda tam bir kanı olmayan bu yapıt kimine göre bir mezar, kimine göre bir tapınak olsa da bize göre bir terapi mabedi. Valla kim yaptıysa ellerine sağlık! Bol bol fotoğraf çekerek yolumuza Hazine’nin sağından devam eden patikayla devam ediyoruz.

Hazine ne kadar güzel ve etkileyici ise, maalesef önündeki turist avcısı yerel satıcıların oluşturduğu kalabalık, gürültü ve ısrarcı tavırları da bir o kadar üzücü. Keşke burada olmasaydı dediğimiz tek şey bu arkadaşlar oldu ama yapacak bir şey yok. Bu arada Hazine’nin yukarıdan fotoğrafını çekmek için soldaki kafeterya yanından yukarı çıkmaya da izin vermemeleri cabası. Neymiş efendim, illa bir yerel ile yukarı çıkılması şartmış ve fiyatı da kişi başı 10JOD yani 50TL imiş. Çok sinir bozucu olduğundan o da eksik kalsın diyerek yolumuza devam ediyoruz.

Kısa süre sonrasında sağlı sollu kayalara oyulmuş şehir kalıntıları ve mezarlar arasından geçiyor ve Roma döneminden kalma antik tiyatro önüne geliveriyoruz. Her adımda bir başka eser, bir başka yapıt karşımıza çıkıveriyor. Antik tiyatroyu geçtikten sonra sağda devasa büyüklükte kendilerini size tüm güzellikleriyle sunan Kral Mezarları (Royal Tombs) çıkıyor karşımıza. Zamanınız varsa her biri tek tek gezilecek güzellikte olan bu mezarlar sırasıyla; Urn Tomb, Silk TombCorinthian Tomb, Palace Tomb, Sextus Florentinus Tomb olarak sizi beklemekte.

Mezarların devamında karşımıza çıkan Roma yolundaki sütunların arasından yürüyüşümüze devam ediyoruz. Ulaşmaya çalıştığımız yer ise Petra Antik Şehri’ndeki kaya içerisine oyulmuş bir diğer ama en büyük eser olan El-Deir Manastır’ı. Tabi bu muhteşem eseri görmenin bedeli olan yaklaşık 800-850 arası merdiveni çıkmak gerekliliğini bilerek yolumuzdaki diğer güzellikleri tavaf ederek devam ediyoruz.

Eğer iki günlük bilet almış ve sıcaktan bunaldıysanız Manastır’ı ikinci güne bırakabilirsiniz, tek günlük bilete sahipseniz de bu eşsiz yapıtı görmeden Petra Antik Şehri’nden ayrılmamanız gerektiğini belirtmek isterim. Bizim biletimizin iki günlük olmasına rağmen kendimizde bulduğumuz güç ile Manastır’a devam etme kararı alıyor ve merdivenlere vuruyoruz kendimizi. Eğer yorulursanız yerel arkadaşların hayvanlı taşıma alternatifleri Manastır’a kadar devam etmekte bilginiz olsun.

Birbirinden farklı yüzlerce merdivenleri bir şekilde kat ederek sonunda nefesimizi kesercesine güzellikte olan El-Deir Manastır’ına varıyoruz (nefesimizin kesilmesinde merdivenlerin de payı büyük, yalan yok). Burada bulmayı hiç beklemediğimiz, Manastır’ı bir sinema perdesi gibi karşısına alan çay bahçesinde oturarak bir yandan buraya ulaşmanın bizde yaşattığı zaferimizi, bir yandan da muhteşem Manastır’ı görebilme coşkusunu Türk kahvesi ile kutluyoruz. Emin olun Türk kahvesini içebileceğiniz en güzel yerlerden birisi.

Manastır’a geliş saatimizin öğleden sonraya denk gelmesinin bir başka güzelliği de, kafeterya önünden yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüş ile ulaştığımız noktadan güneşin muhteşem batışını izleyebilmek oluyor. Tabi burada güneşin batışının muhteşemliğinin etkisi altında uzun süre kalmamak gerek, çünkü bu yolların bir de dönüşü var 🙂 Dönüş yolu alınan hazlar sonucu ya da iniş olduğundan mı bilmem oldukça keyifli geçiyor. Kalabalığın azaldığı, hediyelik eşya satan yerel halkın kapattığı tezgahlar arasından ilerliyoruz. Birazcık bu süreyi geciktirmiş olacağız ki Siq Kanyonu’na ulaştığımızda hava kararmış ve bir miktar ürpertici olmuştu, siz yapmayın zamanı iyi ayarlayın 🙂

Nihayet otelimize varıyor, günün yorgunluğunu atıyor, karnımızı doyuruyor ve hemen yanımızda bulunan Mövenpick oteli ziyaret ediyor ve de cafesinde bir şeyler yiyerek günü noktalıyoruz. Ertesi gün de Petra Antik Şehri’ni, özellikle Kral Mezarları’nın olduğu bölüme fazlaca vakit ayırarak gezip, dünden eksik kalan fotoğrafları çekip Petra’ya veda ediyoruz

Kaldığımız Petra Moon Hotel’den çok memnun kalarak, 35 yolundan hareketle bir sonraki durağımız olan Lut Gölü’ne, (Dead Sea) devam ediyoruz. Yol yaklaşık 3 saat sürüyor. Yol boyunca dinlenme tesisi veya bizdeki gibi benzin istasyonu bulmak çok zor, o yüzden yanınıza su, atıştırmalık vb. almanızı tavsiye ediyorum. Yolumuz üzerinde görülebilecek yerler arasında Kerak Kalesi ve Ma’in Hot Spring Oteli mevcut. Biz gördük mü hayır ama özellikle Ma’in Hot Spring Oteli zamanı olanlar için görülebilir bir yer. 35 yolundan sağa saparak yaklaşık yarım saatlik inişli çıkışlı bir yoldan ilerleyerek varılan ve girişi için sadece kişi başı 15JOD alınan bir yer. İçerideki harcamalar size kalmış. Buranın olayı için google lütfen 🙂

Sonunda deniz seviyesinden aşağıya doğru indiğimizi hissediyoruz 🙂 Şaka bir yana sonunda Lut Gölü solumuzda belirmeye başladı, bu demek oluyor ki kalacağımız otele de yaklaştık. Burada çölde geçen yorucu ve sıcak günlerin sonunu güzellik ile bitirmek için paraya kıyıp Hilton’da kalacağız (çok havalı 🙂 ). Her ne kadar otoparkındaki en uyumsuz aracı park edip lobiye varsak ta sonunda buradayız 🙂 Odamıza yerleşip hemen, deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre daha aşağıda olan ve dünyadaki en tuzlu 3’üncü göl olan Lut Gölü’ne doğru sahile devam ediyoruz. Göl gerçekten çok ama çok aşırı tuzlu. O kadar tuzlu ki asla batmıyor veya dalamıyorsunuz ki dalmayın zaten. Yüzünüzü göle sokmak gözleriniz için çok acı verici benden söylemesi! Sokan bir arkadaşım var da 🙂

Göl o kadar değişik ki zemini bataklık gibi. Fazla zaman harcanacak tipten kesinlikle değil, bu yüzden de kısa zamanda çıkıyor ve gölden çıkarılan kili vücuda, ele, yüze sürülen istasyona doğru ilerliyoruz. Bu işi de yapıyor ve faydalı olduğuna inanarak göle veda edip otelin havuzuna ilerliyoruz.

Lut Gölü çevresinde her düzeyde konaklama seçenekleri mevcut. Ama size tavsiyem, kendi sahili olan bir otel tercih etmeniz. Yoksa göle başka yerden girdiğiniz takdirde, sonrasında almanız gereken tatlı su duşunu alabileceğiniz bir yer olmazsa, çok acı çekersiniz bilginiz olsun. Tabi 5 litrelik damacana ile bu iş de halledilebilir o ayrı 🙂

Günlerdir toz içerisinde kalıp, uzun yürüyüşler gerçekleştirip, aşırı güneşe maruz kalan bu zavallı bedenlerimizi, azıcık dinlendirmek için dinlenme zamanı. Kendimizi, bir yandan bize yaşattıklarından dolayı mutlu, bir yandan da ertesi gün bu başka gezegenden ayrılarak dünyaya dönecek olmamızın hüznü ile karşı karşıya buluyoruz.

 

 

 

Bu harikulade yerleri, ardımızda daha birçok güzelliğini görmeden, göremeden veda etme zamanı. Özlem’in de dediği gibi; Ne güzeldin Ürdün. Hoşçakal!

 

Kısa kısa:

  1. Görmeden gelmeyin: Biz zamanımızın kısıtlı olmasından dolayı göremedik ama siz bu yerleri görün ve dönünce bize de anlatın olur mu: Amman, Akabe, Jerash şehirleri; Nebo dağı, Baptism bölgesi, Mujib Vadisi, Kerak Kalesi, Ma’in Hot Spring Oteli, Madaba Kasabası
  2. Petra’da oluşunuzu “Petra By Night” etkinliğine denk gelecek günlere getirin. Yüzlerce mumla yapılan görsel şovu kaçırmayın. Pazartesi-Çarşamba ve Perşembe geceleri yapılıyor. Detaylı bilgi için; http://visitpetra.jo/DetailsPage/VisitPetra/EntertainmentsDetailsEn.aspx?PID=4
  3. Yemekler bizim mutfağımıza yakın, ne yerim diye düşünmeyin. Maklube-Humus-Mansaf-Et göveç deneyin.
  4. Petra Antik Şehri’ne girişte THY biletinizi göstermeyi ihmal etmeyin.
  5. Her yerde, ne alırsanız alın mutlaka pazarlık edin.
  6. Mutlaka yanınızda kendisinden vazgeçeceğiniz ayakkabı ve kıyafetler götürün.
  7. Bebek veya 5 yaş küçük çocuğunuz varsa Wadi Rum’u unutun, Petra Antik Şehri’nde de uzun yürüyüşlerden kaçının.
  8. Lut Gölü için seçeceğiniz bikini-mayo ve şortlarınız da gözden çıkarabileceğiniz cinsten olsun.
  9. Wadi Rum’da pahalı seçeneklerden kaçının, paranızı safarinin uzununa ve detaylı olana harcayın.
  10. Drone ile gidecekseniz, gitmeden gümrük kurallarını iyice araştırın. Çok detaylı bilgi yok veya ben bulamadım. Bulduklarım da yasak olduğu yönündeydi o yüzden ben yanıma almadım. Hava alanında sorduğum polisler de dronun ne olduğunu tam idrak edemediler.
  11. Havalimanında döviz bürosu var,%5 komisyon ile paranızı bozdurabilirsiniz. Türk Lira’sını da bozuyorlar. Ben komisyon vermem derseniz en yakın bürolar Amman ve Petra’da.
  12. Araç kiralamayı gitmeden halledin. Havalimanındaki firmaların daha pahalı olduğunu unutmayın. Mutlaka sigorta yaptırın. Mümkünse daha konforlu ve sağlam bir araç tercih edin.
  13. Wadi Rum’da telefon çekmiyor, sıfır sinyal. Tek çeken yer Wadi Rum Köyü’ndeki vericiyi gören yerler.
  14. Petra Antik Şehri’ne girmeden mutlaka suyunuzu yanınıza alın. Biterse de korkmayın içeride alacak su bulabilirsiniz.
  15. Ürdün ne kadar turiste alışık bir yer olsa da bir Ortadoğu ülkesi olma özelliğinden dolayı giyiminize dikkat edin. Hem erkek hem de kadın olarak kıyafetlerinizde aşırı açığa kaçmayın. Özellikle kadınlara yanında kim olduğuna bakmaksızın aşırı bakışlar söz konusu.
  16. Mutlaka yanınıza şapka, gözlük, güneş koruyucu kremler almadan Ürdün’e gitmeyin.
  17. Ürdün Türk Vatandaşlarına vizesiz.
  18. Pasaport kontrolünde Ürdünlülerin girdiği sıraya girin.
  19. Ürdün çok pahalı bir yer.
  20. Petra’da kaldığınız esnada Petra Mövenpick Otel’de kalmasanız bile mutlaka ziyaret edin. İç dekorunu, barını ve cafesindeki harika tatlıları keşfedin.
  21. ZAIN operatör ile sorunsuz internete bağlanabilirsiniz.
  22. Ülke içerisinde Amman’dan Akabe’ye, Royal Jordanian Hava Yolları uçağı ile 50 dakikalık bir uçuşla ulaşabilirsiniz. Rotayı bu şekilde Türkiye’den Amman’a inerek, Amman’dan Akabe’ye geçerek, Akabe’den araç kiralayıp güneyden kuzeye ilerleyerek, aracı Amman’da bırakarak oluşturabilirsiniz.
  23. Ürdün için kısa zaman ayırmaktan kaçının. En azından 5 gün ayırın. Çünkü gerçekleştireceğiniz faaliyetler yorucu ve uzun zaman alan cinsten.
  24. Haziran-Eylül arası dönem Ürdün için çok sıcak olmasından dolayı düşük sezon. Ağustos ayında orada olan biri olarak ölümcül bir sıcak olmadığını söyleyebilirim. Bütçenize göre bunu değerlendirin.
  25. Ürdün gezisi öncesi The Martian (Marslı), Lawrance of Arabia, Indiana Jones gibi filmleri, Ayhan Sicimoğlu’nun Limonata ve National Geographic’in Petra belgeselini izleyin.
  26. Ben paraya kıyarım kardeşim derseniz Wadi Rum’u yukardan görebileceğiniz balon turu yapın.
  27. Kredi kartı ülkemiz ve diğer Avrupa ülkeleri kadar yaygın değil, yanınızda her zaman nakit para bulundurun. Özellikle Wadi Rum’da safari ücreti nakit alınıyor.
  28. Çölde gün batımını izlerken çay keyfi yapmadan dönmeyin. Siz uyarmazsanız bütün çaylar şekerli yapılıyor bilgi.
  29. Petra Antik Şehri’ne gitmeden ya araştırmanızı iyi yaparak dersinize iyi çalışın, ya da girişte bulunan rehberlerden birisinden detaylı bilgi alın. Bu ikisinden yoksun lütfen gitmeyin.
  30. Al Khazneh’i yukardan görmek için yerel rehberlere ya 10JOD verin ya da uzun yolu bir şekilde öğrenin.
  31. Petra Antik Şehri’nde El Deir Manastırı’nı mutlaka görün ama dönüş için sürenizi iyi ayarlayın. Karanlığa kalmayın.
  32. Bir göz atın www.visitjordan.com
  33. Toplu taşımanın neredeyse hiç olmadığını unutmayın.
  34. Trafik levhaları ve işaretleri yetersiz. Gitmeyi planladığınız yerin yollarını önceden çıkarın. Navigasyon’dan çok fazla verim beklemeyin. Ama kör topal götürüyor bir şekilde. (telefondan kullanılanlar)
  35. Yanınıza mutlaka uzun kollu, kalın bir kıyafet alın.
  36. Araba ile yolculuk esnasında bizdeki gibi dinlenme tesisi veya mola verebilecek tesis neredeyse yok denilecek kadar az. Bu yüzden yanınıza mutlaka atıştırmalıklar ve suyunuzu alarak yola çıkın.
  37. Bir çok yerde bahşiş bekliyorlar. 1 dinarın 5 küsür Türk Lirası olduğunu düşünürsek, yanınızda en küçük para birimlerinden bulundurmanızı tavsiye ederim. (1 Dinar veya 1 dolar vb.)