1. Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Nasıl bir hayatınız var, neler yapıyorsunuz?

Merhabalar! Bir anne ve aynı zamanda da sınıf öğretmeniyim. Evde 1 tane okulda da bir sürü çocuğum var. Onların geleceklerini en güzel ve dolu olarak şekillendirmek için var gücümle çalışıyorum. Yoğun ama keyifli bir hayatım var. Fırsat buldukça kitap okuyor ve pilates yapıyorum.

2. Seyahatin hayatınızdaki yeri nedir? Biraz seyahatin sizin için ne ifade ettiğiniz anlatabilir misiniz?

Büyüklüğünü tahmin dahi edemediğimiz dünyanın bizlere sunduğu tarifsiz güzellikleri keşfedebilme yöntemine biz ailece “seyahat” diyoruz. Fazlasıyla sahip olduğumuz keşfetme arzumuz dolayısıyla da hayatımızın büyük bir çoğunluğunu seyahat ederek geçirmeye çalışıyoruz.

Güneş gibi bir şey bizim için. Olduğunda içimizi ısıtıp, kendimizi iyi hissettiren bir nevi mutluluk sebebi, çok büyük bir motivasyon kaynağı, olmadığında da bir sonraki doğuşunu zevkle beklediğimiz.

Özetle, “seyahat”; ben ve eşim için bir terapi, para kazanma sebebi ve en iyi birikimimiz; oğlumuz içinse harika bir eğitim ve öğretim.

3. Özlem Hanım Melih bey ile evlenmeden önce sık seyahat eder miydiniz? Kaç ülke gezmiştiniz, biraz bundan bahsedebilir misiniz?

Bırakın sık seyahat etmeyi, aksine neredeyse yok denecek kadar az seyahat ederdim. Sürekli gitmek istediğim bir yerler olurdu ancak hep gözümde büyürdü. Çevremde de nasıl üstesinden geleceğim konusunda beni cesaretlendirecek biri olmadığından neredeyse yok denecek kadar az seyahat ederdim. Tabi bunun yanında sahip olduğum uçak fobisi de seyahat edememek için hep sebebim olurdu. Bu sebeple hiç ülke dışına çıkamadım.

4. Evlendikten sonra ilk hangi ülkeye gittiniz? Neler yaptınız, ne gibi deneyimler elde ettiniz, neden o ülkeyi seçtiniz, biraz bahsedebilir misiniz?

İlk gittiğimiz ülke İSPANYA, şehir ise Barselona. Burayı seçim sebebimiz ise ilk kez yurt dışı tecrübemiz olacağından dolayı bazı hususlarda kendimizi avutmamız. Mesela, bizim gibi bir Akdeniz ülkesi olması dolayısıyla insanlarının sıcakkanlı olduklarını ve bize benzediklerini düşündüğümüzden, yemek kültürlerinin benzerliğinden dolayı aç kalmayız biz burada dediğimizden, yazın gidecek olmamızdan dolayı hem deniz hem de şehir tatili yapabilecek olmamızdan, ulaşım mesafesinin çok uzun sürmemesinden, benim Flamenko danslarına, eşimin de Barselona futbol takımına olan ilgisinden dolayı Barselona’dan başlayalım dedik.

Tam 10 günümüzü Barselona’da geçirdik. La Sagrada Familia, Casa Battlo, Casa Mila, Parq Quell, Tibidabo, MNAC, Picasso Müzesi, Poble Espanyol, Montjuic Castle, Teleferic De Montjuic, Barcelona Cathedral, Parc de la Ciutadella, Nou Camp Stadyumu gibi görülmesi gereken yerleri gördük, La rambla caddesi ve Barri Gotic sokakları arasında yürüyüşler yaptık, La Boqueria markette harika yemekler yiyerek, tropik meyvelerle karnımızı doyurduk, Barceloneta plajında güneşlenip denize girdik, yunus şovları seyrettik, sokak sanatçılarını izledik, yerel arkadaşlar edindik, bol bol alışveriş yapıp mutlu bir şekilde döndük.

Elde ettiğimiz eşsiz deneyim ise yurt dışına seyahat etmenin çok kolay ve çok keyifli olduğuydu.

5. Bugüne kadar çocuk doğmadan önce toplamda kaç kıtada, kaç ülke ve şehir gezdiniz?

Mete bizim ekibimize katılmadan 3 kıtada, 24 ülke, 80’den fazla şehir gezdik.

6. Yukarıdaki soruya ek olarak soruyorum bu soruyu… Bugüne kadar (çocuksuz) gezdiğiniz ülkelerde ne gibi deneyimler yaptınız? İnsanları teşvik edici olan her deneyiminizi yazmanızı istiyorum. 

Norveç’te şelaleler altında çadır kurarak kamp yaptık, fiyordlarına tırmandık, balina, köpekbalığı, geyik etlerinin tadına bakıp, orijinal somon balığı yedik, Maldivler’de muhteşem resiflerde yüzdük, dalış yaptık, Dubai’de çöl safarisi yapıp, dünyanın en yüksek binasına çıktık, Belçika’da enfes çikolata fabrikalarını ziyaret ettik, Hollanda’da lale tarlaları arasında dolaştık, Polonya’da toplama kamplarında çekilen acılara ortak olduk, İsviçre Alp’lerine tırmandık, Rusya’da Hermitage Müze’sinde saatler geçirdik.

İtalya’da Venedik sokaklarında kaybolup, Rimini’de deniz kenarında çadır kurup, Pompei’yi keşfedip, Amalfi sahillerinde yüzüp, Cinque Terre’de bol bol fotoğraf çektik, Abu Dabi’de dünyanın en hızlı roller coster’ına bindik, Avusturya’da muhteşem seyir tepelerine çıkıp, buzul göllerini keşfettik, Almanya’da araç fabrikalarını gezdik, Letonya’da festivallere katıldık, Macaristan’da termal banyolarda yıkandık, Monako’da Formula 1 pistinde araç kullandık, Fransa’nın güney sahillerinde denize girdik, Çek Cumhuriyeti’nde gece hayatının ne olduğunu öğrendik, İsveç’te Vikinglere ait bilgiler edindik, Finlandiya’da iglo evleri keşfettik…

7. Sonra aranıza dünya yakışıklısı minik bir arkadaşım gelmiş. Seyahat açısından hayatınıza nasıl bir değişiklik getirdi?

Zihinsel olmasa da fiziksel olarak epey bir değişiklik getirdi. İlk değişiklik valizlerimizin sayısında oldu. Yanımıza alınacaklar arasına çok fazla detay eklendiğinden, valiz sayımız fazlalaştı. O’nun uyku, beslenme vb. saatleri dikkate alınarak planlamalar %30 oranında daha esnek yapıldı. Uçuş saatleri genelde onun uyku saatine denk getirildi. Kalınacak yerler daha ince elenip sık dokunarak seçildi. Eğer evde kalacaksak, çok katlıysa asansör olması, tercihen park bahçeye yakın, bebek dostu kişilerin yanında; otellerde kalacaksak da, ortak kullanım alanlarına, plaja, vb. yerlere yakın, çok gürültülü olmayan, odasında bebek yatağı, buzdolabı (mini bar) olan ve elbette bebeklere dost olan yerler bulmaya özen göstermeye başladık.

Ek olarak konaklama yapacağımız yere yakın sağlık kuruluşlarına olan mesafeye ve en azından oraya ulaşım şekline de gitmeden çalıştık. Araç kiralıyorsak özellikle bebek koltuğu takılabilen ve Mete’nin rahat edebileceği bir araç olması ilk kuralımız oldu. Toplu taşıma kullanmak gibi bir planımız da varsa, aşırı kalabalık yerler ve saatlerden kaçınmayı tercih eder hale geldik.

8. Dünyayı çocukla gezmek zor mu? Bazı aileler belli bir yaşa kadar bekliyor, siz ilk seyahatinizi nereye yaptınız, biraz bu süreçten bahsedebilir misiniz?

Kesinlikle hayır. Mete’nin hayatımıza girerek ve onunla seyahatlerimize başladıktan sonra bize öğrettiği ilk husus; “çocukla gezmenin hiç zor olmadığı aksine çocuksuz gezmenin çok ama çok kolay olduğu” düşüncesi oldu.

Ertelemek yerine, kararı verebilecek cesareti göstermek çok önemli. Hayat yapılabilecekler için hem uzun hem de çocukların büyümesini beklemeyecek kadar kısa. Ve unutulan bir husus; çocuklarımız büyürken, bizler de yaşlanıyoruz.Bu sebeple, bizim Mete’nin hayatına değil de, onun bizim hayatımıza girdiği düşüncesiyle, bu tutkuya bir an evvel dahil olması için tüm seyahatlerimize Mete’yi de dahil ettik.

Henüz 2 aylıkken Antalya’da antrenman yaptık, 4 aylıkken Karadeniz yaylalarını gezip, Gürcistan’a götürerek yurt dışına hazırlığını test ettik ve 10 aylıkken Malezya ve Tayland’a götürdük. Bu seyahat öncesi ve sonrasında Mete’de gözlemlediğimiz olumlu sonuçlar da sonraki seyahatlerimiz için bizi daha da cesaretlendirdi.

9. Çocukla seyahatlere hazırlanmak zor olmalı… Gideceğiniz yeri belirlerken minik arkadaşıma göre hareket ediyorsunuzdur? Örneğin yanınıza neler alıyorsunuz, olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Evet zor. Nedeni ise yanımıza aldıklarımızın eksiksiz olma gerekliliği ve gidilen ülkede yapılacak/gezilecek listesinin ya azalması ya da aynı anda yapılamayacak olması. Birimiz Mete’ye bakarken diğerimizin yüzmesi gibi.

Bizler için yanımıza almayı unuttuğumuz şeyler olmadan da seyahat keyifli hale gelebilir veya bir şekilde idare edilebilir ama bebekle gidiyorsanız durum farklı. Seyahat öncesi valiz hazırlama kısmı bana, diğer her şey Melih’e ait. Bu sebeple günler öncesinden liste oluşturmaya başlıyorum ki olmazsa olmazları unutmayayım. Bunların başında da her seyahat için, mutlaka doktorumuzun numarası, ateş ölçer, ateş düşürücü şurup, pişik ve güneş kremleri, mevsimine göre her türlü bol kıyafet, şapka, uçak için ince bir yelek, tırnak makası, toz tarhana, çiğ kuruyemiş, sevdiği birkaç oyuncak, emzik, biberon, termos geliyor.

10. Bugüne kadar gezdiğiniz ülkeler içinde sizi en çok hangisi etkiledi? Neden…

Şüphesiz bu dünyadan olmadığını düşündüğümüz yer olan “İzlanda”. Okyanusun ortasında yalnız kalmış bir ada olduğundan, temmuz ayında bile en yüksek sıcaklığın ortalama 13-18 derece olmasından, soğuk görünen ama yürekleri sımsıcak insanlarından, sayısız şelalelerinden, harikulade güzellikteki köylerinden, puffin denilen kuşlarından, neredeyse evcilleştirdikleri dev balinaların misafirperverliğinden, yaz ortasında kışı yaşatan buzullarından, siyah kumsallarından, sıra dışı bitki örtüsünden, tüm Avrupa sahasını kapatabilecek yanardağlara ev sahipliği yaptığından, doğa harikası Kuzey Işıkları’nı izleyebileceğimiz en güzel noktalardan birisi olmasından mıdır bilmiyoruz ama biz çok sevdik İzlanda’yı.

11. Biraz daha sizi etkileyen ülkeyi açmanızı istiyorum. Örneğin nereleri gezmeden dönmemeli, hangi lezzetleri tatmalı, nerede eğlenilmeli vs.

Altın kural; İzlanda’nın tamamını görmeden kesinlikle gelinmemeli. Eğer oralara kadar gitmiş ve sadece bir bölümünü görerek dönerseniz, bir filmin en heyecanlı yerinde elektrikler gitmiş gibi kalırsınız.

Başkent Reykjavik zaten ilk durağınız olmalı. Buradaki, Hallgrímskirkja Kilisesi’ni görüp, tepesine çıkıp, renkli çatılarıyla bir çiçek bahçesini andıran Reykjavik evleri temalı fotoğraflar çekmelisiniz, Laugavegur Caddesi’nde turlayıp, Harpa Sanat Merkezi’ni gezip, Sun Voyager Anıtı’nı kesinlikle görmelisiniz. Ardından kiraladığınız araç ile doğuya hareketle, “Golden Circle” denen rotayı ve rota üzerindeki Thingvellir Milli Parkı’nı, doğanın bize sunduğu müthiş bir sürpriz olan Gayser’leri, devasa Gulfoss şelalesini görmelisiniz.

Daha sonra güneye hareketle, arkasından da geçebleceğiniz Seljalandsfoss şelalesini, Avrupa hava sahasının bir süre kapanmasına neden olan ve adının sadece İzlandalılar tarafından doğru telaffuz edilebilen Eyjafjallajökull yanardağını, ülkenin en güzel şelalelerinden biri olan Skogafoss’u, Kvernufoss şelalesini, İzlanda’nın ilk havuzlarından Eystri Skogar doğal havuzunu,  Solheimasandur simgesel uçak enkazını, Dyrhoaley ve buradaki Puffin kuşlarını, Reynisfara Beach’i, Vik Kasabasını, buzulların dans pisti olan Jökülsarlon’u, nefes kesen Fjadrargljufur Kanyon’u ve Svartifoss şelalesini kesinlikle görmelisiniz.

Doğuya ilerleyerek, buzul mağaralarını keşfedip, Interstellar ve Game of Thrones gibi başyapıtlara da sahne olan Skaftafell Milli Parkı’nı görmelisiniz. Kuzeye ilerleyerek Dettifoss şelalesini ve İzlanda’nın ikinci büyük şehri olan Akureyri’yi ziyaret etmelisiniz. Yorulmadan batıya hareketle Olafsvik’te balina izleme turlarına katılmalı, Kirkjufell Dağı ve Şelalesini görmeli, Arnastapi kasabasını gezmeli ve Ytri Tunga sahilinde durup, fokları görmelisiniz.

Tabi bunların yanında olmazsa olmaz Blue Lagoon tecrübesini yaşamadan, muhteşem İzlanda dondurmasını tatmadan, yünden yapılan el örgüsü kazaklardan almadan, son derece sevimli ve süslü İzlanda atlarını sevmeden ve gittiğiniz dönem uygunsa Kuzey Işıkları’nı görmeden dönmeyiniz.

12. Seyahat temanızı neye göre seçiyorsunuz? Örneğin sadece kültür mü oluyor, adrenalini de sever misiniz?

Gördüğümüz bir fotoğraf karesi, izlediğimiz bir belgesel veya filmin geçtiği bir yer, duyduğumuz bir şehir veya ülke, giden birisinin tavsiyeleri, merak ettiğimiz yaşam ve kültürler, tatmak istediğimiz bir lezzet, ya da bazen gördüğümüz rüyalar temalarımızı oluşturuyor.

Bizde her yol var. Seyahatimiz esnasında, bir günü saatlerce müze gezerek, ertesi günü dağların zirvesine tırmanarak, diğer günü ise deniz, kum, güneşe ayırarak gerçekleştirdiğimiz oluyor. Ama ağırlıklı olarak “doğa” bizi daha çok cezbediyor. Adrenalini bilerek tercih etmiyoruz ama çoğu zaman, sürpriz gelişen, plan dışı yaşadığımız adrenalin bize yetiyor.

13. En son nereye gittiniz neler yaptınız? Biraz detaylı anlatabilir misiniz?

Son olarak Ağustos ayında Ürdün’e gittik ve çok aşırı sevdik. İzlanda gibi yine bu dünyadan olmadığına emin olduğumuz Ürdün’de, kendine has kızıl ve kırmızı arası, kahverengi olmayan ama turuncuya çalan renkli kum ve kayaların oluşturduğu Wadi Rum’da, bedevi kampında kalıp, geceyi zifir karanlıkta siyah tuval üzerine serpilmiş pırlanta gibi parlayan yıldızların altında uyuyarak geçirip, çölde safari yaptık.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Petra Antik Şehri’ni karış karış gezerek, görülmedik yerini bırakmadık. Araçla ülkeyi kuzeyden güneye kat edip, yolumuz üzerindeki yerleşim yerlerini gezip, yerel yemekler yedik. Deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre aşağıda ve dünyanın en tuzlu 3’üncü gölü olan Lut Gölü’ne girdik.

14. Gezgin anne olmanın size kattıkları nelerdir?

Evlenmeden önce bu kadar seyahat edebileceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi, hele bir de anne olduktan sonra bunu artırarak devam edeceğim hiç. Fakat gezdikçe, düşünülenin aksine, seyahat etmenin zor olmadığını görerek, bana çok şey kattığını fark ettim. Özellikle Mete ile yaptığım seyahatlerin dönüşünde kendime olan güvenim ve başarma azmim daha da arttı.

Seyahat ettikçe daha az endişelenen anne haline geldim. “Yok şuna dokunmasın, yok bundan yemesin, aman hasta olur onu yapmasın, o yere düştü çok kirlendi, bu açık kaldı tozlandı, aman burası hijyenik değil” gibi gereksiz kaygılarımın yersiz olduğunu gördüm. Her seyahatimiz benim için farklı kültürlerdeki çocukların nasıl büyütüldüğünü, ebeveynlerin çocuklara karşı tutum ve davranışlarını, beslenme alışkanlıkları ve yemek çeşitliliklerini bizzat yerinde gözlemleme şansı demekti.

15. Bu çok değişkenlik gösteren bir durum ama yine de en çok okuyucu buraya takılıyor: Seyahatlerinizde genelde ne kadar harcıyorsunuz? Örneğin  bugüne kadar en yüksek ve en düşük bütçeli seyahatleriniz hangisiydi?

Elbette, bir seyahat severin “açma kapama tuşu” bütçe hesaplaması. Bir seyahati daha başlamadan bitirebildiği gibi, aylar öncesinden tüm ödemeleri yaptırabilir de. Biz gezdikçe gezmenin düşünülenin aksine aşırı maliyetli olmadığını ve maliyeti nasıl azaltabileceğimizi öğrendik. Bu durum hem bizi daha fazla motive etti hem de çok daha fazla yer görmeye ve gün geçirmemize olanak sağladı. Lüksten uzak, ama aşırı da müşkül olmadan, bütçemiz yettiğince gezilerimize yön verdik.

Gideceğimiz yerin özelliğine göre kimi zaman kamping yapıp şelale altında çadırda kalarak, kimi zaman otellerin aşırı pahalı olmasından dolayı oralı bir aileye misafir olarak, kimi zaman uygun olduğu için bir ev kiralayarak, kimi zaman da en güzel otele paramızı kıyarak harika tatiller gerçekleştirdik. Yapılan harcamaların, kalınan gün ile doğru orantılı olduğunu kabul edersek, 10 gün için örnek vermek gerekirse, bir seyahatin bedeli ortalama 4-8 bin Türk Lirası arasında değişiyor. Bugüne kadar seyahatlerimiz için en düşük bütçemiz 4 bin, en yüksek de 12 bin Türk Lirası olmuştur.

16. Dünyayı gezmenin size kattıkları nelerdir?

Biz seyahatlerimize, yeni bir ev veya araba almamızın doğru olmadığını, henüz genç ve aslında en değerli şey olan “sağlığımızın” yerinde olduğunu ve bunu kaçırmamamız gerektiğini düşünerek başladık.

Seyahat ettikçe mutluluğu daha az şeylerle yakalayabildiğimizin farkına vardık. Dünyada bizleri bekleyen sıra dışı güzelliklerin olduğunu, çok farklı kültürlerin varlığını ve bunlardan öğrenilecek şeylerin olduğunu tespit ettik.

Bebekle gezilebildiğini, bebeklerin bomboş olan zihinlerinin farklı kültürel zenginliklerle görerek/duyarak doldurulabildiğini, bunun çok güzel bir eğitim+öğretim şekli olduğunu,  bu yeniliklerin kesinlikle onlara faydası olduğunu tüm dönüşlerimizde kolayca gözlemledik

Düşünülenin aksine seyahat etmenin aşırı maliyetli olmadığını ve tüm bunların sadece bir hayal kadar yakında olduğunu keşfettik. Bu keşiflerimiz sayesinde dünya görüşümüz ve ruh halimiz de değişti. Artık çok daha açık fikirli bir şekilde, aşırıdan uzak sakin ve sade bir hayat yaşayabiliyoruz.

Seyahatlerimiz her zaman bizim için, koşturmaca ve tekdüzeliğin içinde derin bir nefes almamızın reçetesi olmuştur.

Her şeyin azaldığı hayatımızda, artan tek şeyin anılar olduğunu unutmayınız!